İkibinyirmibeş

Bir takvim daha bitti, günler, aylar yine aktı gitti. Yavrucağım bizi anlar oldu, parmağıyla gösterir yaşını şimdi. Nice güzel yaşlar göresin gönlümün ince teli. Sevmeyi sevilmeyi tadasın. Yaşamayı keyif bilesin. Kötüsü sana hiç uğramasın.

Tahassür

Boşluğa uzanmak
Hatıradan koku toplamak gibi
Hem hayal hem gerçek
Tamken eksik olmak gibi
Sevmek gibi

Otuz

Yirmiden sonra çocuk gibi hissetmemeye şartlanmaktan veya belki de kendiliğinden, saymayı da temelli bırakarak mevcut yıldan doğduğum yılı çıkararak bulmaya başlamıştım artık yaşımı. Özgürlüğü içime çektiğim, sevdalandığım, bir bavulla oradan oraya fikirleri kovaladığım, çalışmakla geçen bu yıllar berrak bir su gibi akıyor şimdi. Acaba boşa mı aktı diye sormaktan, geldiğim yola dönüp bakmaktan alamıyorum kendimi. İçimdeki bir ses uğuldayan rüzgarın sesine karışıyor, gelecekte yaşamaktan vazgeçmek yerine ısrarla yağacak yağmuru ve doğacak güneşi beklemeye koyuluyorum.

Hasat

 
Yağmur gördüm kar gördüm 
Filiz verdim yemyeşil
Bilemedim
Güneş yaktı kurudum
Tohumlarımı aldılar 
Beni bıraktılar
Kabuk kaldım sap kaldım
Dışım kuru içim kof
Ekin idim yemyeşil
Rüzgarda bir çöp kaldım

Gülle

Su toplamış ağır bir gülle

Ne yana yatsam o yana yuvarlanır

Takılır kaburgama düşmez dışarı

Boğazımdan çeker de gözümden akmaz

Yardım edin 


Sabah


Bir arkadaşım kaybettiği köpeğini bulmuş bu sabah
Öbürünün sevdiği yemek çıkacakmış yemekhanede
Uyurken üstümden yorgan atıp hasta olmuşum
Otobüsün yokuşu çıkmasına yirmi dakika kalmış
Kahvaltıyı pas geçip ceketimi fırçaladığım alelade bir sabah bu sabah

Arşiv